Kendi özelinde özümüzü ve görüşlerimizi şekillendiren yaşama ve yaşatılabilme hissi bizi kısır korku döngülerine attığı müddetçe varabileceğimiz kapının hiddetle kapanan alçak beyinlere ait olacağı gerçeğini tekrardan hatırlıyor, bu sebeplerin biz gibi gençlerin bu coğrafyadan ve toplumdan uzaklaşmasını sağlayan kritik kesikler olduğunu tekrardan analiz ediyorum. Korku, bu coğrafyada bize sadece dinle değil yaşamla birlikte aşılanıyor.
Yapma açıkta kalırsın, etme evlenemezsin, düşünme inandıramazsın ve daha niceleri biz fark etmeden beynimizin işleyebilecek demirden çarklarını bir bir paslandırıyor. Bunla birlikte aslında bizi biz yapan temel etmen olan beyinden ve fikirsel yeterliliğimizden hem şahsi hem de toplumsal olarak mahrum oluyoruz. Bundan dolayı çocuklar, kadınlar, hayvanlar ve doğa öldürülüyor. Çünkü neyin bizim için önemli olduğunu idrak edemiyor, genetiğimizde kazılı olan hayvansal yığınlarımızı gökdelenimizin üstüne kolon misali yerleştiriyoruz. Lakin ne olursa olsun biliyoruz ki gerçekçi ve zahiri kısımlarıyla birlikte hayat her daim bir zaman perdesinden aşağı doğru akmaya devam ediyor. Korkuyoruz, çünkü korkumuz bize yaklaşıyor ve biz, bizden sonrakilerin korkularını yenmek için hiçbir şey yapmıyoruz- korkularımızı miras bırakmaktan başka-. İnananımız korktuğu kadar dindar, zenginimiz hükümetini övdüğü kadar halktan oluyor ve biz yine korku coğrafyasının çocukları, korktuğumuz kadar bu ülkeye ait oluyoruz.
Veni, vidi, vici journey of me